İnsan İlişkileri Yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnsan İlişkileri Yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2016 Pazartesi

Konuk Yazar Sibel KARAMARAŞ Kaleminden; İletişimin En Büyük Sorunu; Eksik Olması…

Sibel KARAMARAŞ Kimdir?



1986, Norveç doğumlu olan Sibel Karamaraş, Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olmuştur. Lisans eğitimi boyunca birçok psikolojik danışmanlık merkezi ve hastanenin yanı sıra özel sektörde de İnsan Kaynakları alanında çalışmış, ayrıca psikoloji öğrencilerinin İnsan Kaynakları alanında yer almasıyla ilgili özel çalışma gruplarında yer almıştır.

Lisans eğitimi sonrasında Johnson&Johnson ve Reckitt Beckiser firmalarının İnsan Kaynakları birimlerinde çalıştığı 4 sene boyunca temel insan kaynakları fonksiyonlarının yanı sıra süreçlerin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi, çalışan bağlılığı, ödül ve takdir yönetimi gibi alanlarda görev almıştır.

Bilgi Üniversitesi Örgütsel Psikoloji yüksek lisans programını 2015 yılında bitiren Sibel Karamaraş, çalışanlarda duygusal emeğin etkileri ve iş tatmini gibi diğer işe bağlı faktörlerle olan etkileşimlerini incelediği ve 2014 Örgütsel Davranış Kongresi’nde de sunduğu tez çalışmasıyla mezun olmuştur.

Avita’da 2 yıl süren Ürün Müdürü pozisyonunda, Çalışan Destek Hizmetleri’nin geliştirilmesi ve iyileştirilmesinde rol almasından sonra 1 sene boyunca Örgütsel Psikolog olarak çalışmasına devam etmiş, aynı zamanda çok sayıda şirket için eğitim, seminer ve odak grup çalışması başta olmak üzere farklı projelerde yer almıştır. Şu an halen Avita’nın bazı projelerinde yer almakla birlikte esas işi olan ACT Gelişim Danışmanlığı şirketinde Danışman olarak çalışmaktadır.

Türk Psikologlar Derneği ve IODA Türkiye üyesidir. Yaklaşık 4 yıldır, ‘Çalışanın Pi Halleri’ adlı bloğunda çalışan psikolojisi ile ilgili yazılarını yayımlamaktadır. 

**********
Peryön Kongrede Sibel Karamaraş Hanımefendi ile; kendisinin projesi olan İK Bloggerlerinin En Çok Okunan Yazılarından derlenecek e-kitap hazırlıkları konusunda sohbet  ettik. Ben de kendisine Konuk Yazar davetinde bulundum. Sağ olsun hemen zaman ayırıp yazısını ulaştırdı.

İnsan Psikolojisi  ve özellikle de İletişim konulu bu paylaşımla kendilerine bloğumda yer vermek benim için oldukça sevindirici.

Sibel Hanıma çok Teşekkür ederim. 

**********
İLETIŞIMIN EN BÜYÜK SORUNU; EKSIK OLMASI…

Bir göz doktoruna gittiğinizi düşünün. Uzun bir taramadan sonra doktor masasının başına geçer ve sizdeki problemin ne olduğunu çok iyi anladığını söyler. Sonra kendi gözlüklerini çıkartır ve şöyle der: ‘Ben bu gözlüğü 10 senedir kullanıyorum ve çok faydasını gördüm. Artık bu gözlüğü sen kullan, sana da iyi gelecektir.’

Yüksek ihtimal bu göz doktoruna bir daha gitmeyiz. Hatta şaka mı yapıyor diye uzun bir süre bekleyebiliriz bile karşısında. Ama hayır, gayet ciddidir.

Bu hikayeyi Stephen Covey’in Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı adlı kitabında okumuştum – muhtemelen birebir aynısı değil, üzerinden çok zaman geçti ve ben kendimce biraz değiştirdim.

İletişimden bahsettiğimizde bu hikayeyi sürekli akılda tutmak önemli zira günlük yaşantımızda buna benzer çok şey yaşıyoruz ve aslında hiç de bu örnekteki gibi yadırgamıyoruz genelde.

Mesela eşimizle bir konuda kavga ediyoruz ve anlatıp rahatlamak adına en yakın arkadaşımızla bunu paylaşıyoruz. Arkadaşımızın da başından benzer (?) bir olay geçtiği için hemen kendisinin ne yaptığını ve nasıl işe yaradığını anlatmaya başlıyor. Ama bunu aslında daha bizim tam olarak nasıl hissettiğimizi bilmeden, öncesi ve sonrasındaki ince detayları öğrenmeden yapıyor ve sonra da buna empati diyor.

Bu şekilde eksik iletişim kuruyoruz farkında olmadan. Anlık iyi hissetmemizi sağlayabilir genelde, ama her daim ve uzun süreli etkili olup olmadığını sorgulamak gerekir.

İş yerlerinde de aynı problem yaşanıyor pek tabii.

Yöneticimizin özellikle psikolojik anlamda nasıl olduğumuzu bilmemizi istiyor ve eğer bir şekilde bir dönem kötü hissediyorsak gelip bizimle konuşmasını bekliyoruz. ‘Sonuçta yönetici, tabii ki de bizi gözlemleyecek ve bizi iyi görmediğinde gelip destek olmaya çalışacak’ diyoruz.

Ya da ‘Neden İK gelip bizimle bu konuyu konuşmuyor?’, ‘Hiç bizimle ilgilenmiyorlar.’, ‘Böyle bir süreçte niye kimse halimizi merak etmiyor?’ gibi sessiz haykırışlar…

Eğer gerçekten konuşmak istiyorsak (!), kendimizin bir adım atıp konuşabileceği ihtimalini hep göz ardı ediyoruz.

Kurumlarda etkili iletişim adı altında çok farklı uygulamalar yapılıyor; kimisi klasik sandviç modelini anlatmaya ve uygulamaya çalışıyor mesela. Kimisi bunu artık çok demode buluyor ve daha karizmatik görünen Johari’nin Penceresi konseptinden yola çıkmaya karar veriyor. Kimisi 3 sandalye methodunu uygulayarak iletişim tekniklerini öğretmeye çalışıyor. Hiçbirine yanlış diyemeyiz. Hiçbiri için ‘Bu işin tek doğrusu budur.’ da diyemeyiz.

Peki, daha sağlıklı bir iletişim için hiç mi öneri yok?

Ben biraz daha tersten bakarak çözmeye çalışıyorum bu problemi.


Düşündüğünüz, söylemek istediğiniz,
söylediğinizi sandığınız, söylediğiniz,
karşınızdakinin duymak istediği, duyduğu,
anlamak istediği, anladığını sandığı,
dolayısıyla insanlarının birbirini anlaması için bir çok ihtimal var.
Sylviane Herpin

Öncelikle – ve kesinlikle – şunu unutmamak lazım; bir şeyi öğrenmek, bilmek veya anlamak istiyorsak sormamız gerekiyor J Önce soru sormayı öğreneceğiz.

Doğru soruyu sormak için ise doğru dinlemek gerekiyor. Cevap vermek için değil, anlamak için dinlemek… Etkili dinlemenin temelinde öneri sunma, irdeleme, yorumlama ya da yargılama yoktur. Önce duymak, anlamak, yansıtmak ve sonrasında karşılık vermek vardır.


Etkin iletişimde bulunabilmek için hepimizin dünyayı farklı şekilde algıladığımızın ve bu algılamalarımızı diğerleriyle iletişimimizde rehber olarak kullandığımızın farkına varmalıyız.”
Anthony Robbins


Bunun sonrasında ise her şey çok daha rahat devam edebilir gibi geliyor bana.

Bunlar belki de hepimizin bildiği şeyler. Evet, zor bir konudan bahsetmiyoruz zaten burada. Sadece bazen basit şeyleri uygulamayı unutuyoruz bir şeyleri iyileştirmek isterken. Karmaşık methodlar uygulamaya çalışyoruz. Öğrenmek ve anlamak için en basit method olan soru sormayı unutuveriyoruz.

Ve ilişkileri işin içinden daha da çıkılamaz bir hale getiriyoruz.


Sevgiler…

Sibel KARAMARAŞ
Örgütsel Psikolog / Danışman





10 Temmuz 2016 Pazar

İletişimin rengi ve yakası olur mu?



         İletişim her daim önemini hissettirmiş ve bugün 21.yy çağında ise, deyim yerindeyse bu döneme ismini vermiş bir konu.
         Bununla beraber iletişimin en özel tarafı çift yönlü bir yapısının bulunması. Dolayısıyla bu özellik iletişim kavramını iş hayatında olsun, özel yaşam alanında olsun İnsan İlişkilerine taşımış ve neticesinde İnsan İlişkileri Yönetimi ile bütünleşmiş bir olgu.
       İletişimin çift yönlü olduğu ve başarılı şekilde kurulmasının bu işin, her iki tarafında bulunan İnsanların ortak sorumluluğunda gerçekleşeceğine vurgu yapan ve bugün Milliyet Blog'da yayımlanan    İletişimin rengi ve yakası olur mu? başlıklı yazıma linki takip ederek erişebilirsiniz.
          Keyifli okumalar dilerim.
          Paylaşmak sevgidir,berekettir.
          Nedim İleri

19 Mayıs 2016 Perşembe

İnsan Kaynakları Yönetiminde de En Önemli Sermaye Güçlü İletişim Değil Mi?



            İletişim ve  dolayısıyla etkili iletişim becerilerinin, hem yetenek hem de beceri tarafı olmakla beraber her daim hepimiz için en önemli ihtiyaçlar arasında yerini koruyor.
             Bu hafta iki farklı organizasyonla bu konuya yönelik verimli seminerler gerçekleştirdik. 
            Etkili İletişim ve İnsan İlişkileri Yönetimi konusundaki ''İnsan Kaynakları Yönetiminde de En Önemli Sermaye Güçlü İletişim Değil Mi? '' başlıklı yeni yazıma aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.
         
           http://industryolog.com/iletisim-deyince-ne-anlariz/

          Keyifli okumalar dilerim.
          Paylaşmak sevgidir,berekettir. 
          Nedim İleri

14 Nisan 2013 Pazar

DOĞRU ANLAMAK İÇİN ÖNCE DOĞRU ALGI GEREKİYOR



Yaşadığımız toplumda ve çevrede her gün çeşitli gelişmeler ve olayların oluşması  olağan bir durum.Gerek aile ve iş ortamı,gerekse yakın çevre veya daha genel toplum ilişkileri açısından sürekli birtakım gelişmeler söz konusu olacaktır.
   Buraya kadar her şey gayet normal.Asıl önemli olan bizim o olayları nasıl algıladığımız,anladığımız  ve bu algı üzerinden nasıl bir tepki verdiğimizdir.Bizim her türlü durumda vereceğimiz tepki tamamen o olayı algılamamızla ilgilidir,Davranışımızın ve değerlendirmemizin ilk basamağı,temeli algımızdır.Öncelikle bizim bunu bilmemiz gerekiyor.Bu bilinç ve farkında lığımız bu noktada bizim önemli ihtiyacımız.Aynı metni okur ancak farklı anlamlar yükleyebiliriz.Aynı resme bakar farklı nesneler gördüğümüzü söyleyebiliriz.Soruya doğru cevap vermek için öncelikle soruyu doğru anlamak lazım..Aksi taktirde algı yanlış ise ne yazık ki ; cevabımız,tepkimiz ve değerlendirmemizin de yanlış olması kaçınılmaz .
.Bu nedenle böylesi durumlarda öncelikle bir kanaat sahibi olmadan, her yanından, tüm yönünden analiz etmeden,iyice irdelemeden hemen bir tepki vermemeli,yersiz bir değerlendirme yapmaktan uzak durmalıyız.Ayrıca öngörümüzün güçlü olması için yeni öğrenmelere hep açık olmamız, çok okumamız,faydalanacağımızı düşündüğümüz eğitim ve öğretim faaliyetlerine katılmamız çok önem taşımaktadır.Bilgi ve tecrübesine inandığımız İnsanların değerlendirmelerini de takip edip sürekli gelişimimiz için imkanımız dahilinde tüm unsurları kullanmamız gerekiyor.
                Paylaşmak sevgidir,berekettir.