konuk yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konuk yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2016 Cuma

Konuk Yazar Leyla Fidanay Koçluk Nedir,Koçluk Desteği Birey ve Kurumlar İçin Hangi Faydaları Sağlar ?




 LEYLA FİDANAY
Eskişehir Anadolu Üniversitesi Eğitim Bilimleri mezunu.
ICF (International Coaching Federation) üyesi, Koçluk Platformu Derneği (KPD) Yönetim Kurulu yedek üyesi ve derneğin ilk kurumsal üyesidir.

Yaşam, Öğrenci ve Kariyer koçu, Fidanay Koçluk’un kurucusudur.

Yirmi yıl çeşitli devlet okullarında, beş yıl bir özel okulda olmak üzere yirmi beş yıl sınıf öğretmenliği yapmıştır.

Çevre konularını ders kitaplarında işleme projesiyle Türkiye birincisi olunca Talim Terbiye Kurulu Kitap İnceleme Komisyonu‘nda görevlendirildi. Bu görevi sürerken iki yıl boyunca Ankara Radyosu’na “Dünya ölüyor mu?”, Film Radyo Televizyon Merkezi’ne “Çevre ve İnsan” konulu radyo programları, çeşitli yayınevlerine ders kitapları yazdı.

Ankara Valiliği Çevre Vakfı üyesi olarak çevre konusundaki duyarlılığı nedeniyle pek çok kurum ve kuruluştan çok sayıda ödüle layık görüldü.

Değişik konularda yazdığı makale ve öyküleri çeşitli dergi ve kitaplarda yayımlandı.  Çoğu birincilik olmak üzere çok sayıda ödül aldı. 40 kitaptan oluşan “Yaşama Yön Verenler, İlkler, Yaşamdan Öyküler ve Öykü Deryası” adlı öykü serilerinin yazarıdır.

Kurucusu olduğu Fidanay Koçluk’un çatısı altında öğrencilere öğrenci koçluğu, ailelerine de ebeveyn ve yaşam koçluğu hizmeti verirken, bireylere hedefledikleri yaşam yolculuğunda mentorluk ve koçluk becerileriyle yol arkadaşlığı yapmaktadır.

Öğrenciler ve ebeveynleriyle yaptığı çalışmalar sonucunda Ankara Valiliği ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından birçok kez ödüllendirilmiştir.

Fidanay Koçluk blog sayfasında, çeşitli web sitelerinde ve dergilerde Kişisel Gelişim konularında yazıları yayınlandı.

Şu aralar hiperaktif, dikkat eksikliği ve indigo çocuklar üzerine hazırladığı proje üzerinde çalışmaktadır.

 Pek çok sosyal sorumluluk projesinde görev aldı. Halen TOÇEV ve çeşitli okullara eğitim sponsorluğu yapmaktadır.

Fidanay Koçluk çatısı altında verdiği koçluk hizmeti ve eğitmenliğinin yanı sıra okullarda ve kurumlarda hedef belirleme, öfke ve stres kontrolü, NLP teknikleri, sınav kaygısı giderme, zaman yönetimi, protokol ve nezaket kuralları, etkili iletişim gibi kişisel gelişim konularda da eğitimler ve seminerler vermektedir.

Leyla Hanım sağ olsun  bugün İLERİ İK Blog Sayfamda yayımlanmak üzere Koçluk Nedir?Niçin Koçluk Desteği Gereklidir,Hangi Faydaları Sağlar  vb. sorularla  bu güncel konuya yönelik geniş bilgilendirme ve değerlendirmelerden oluşan söyleşisini  göndererek beni sevindirdi.

Bu değerli paylaşımı için kendisine çok Teşekkür ediyorum.

Koçluk Nedir,Koçluk Desteği Birey ve Kurumlar İçin Hangi Faydaları Sağlar ?(Söyleşi: Devrim Dayıoğlu)


Devrim Dayıoğlu: Günümüzün popüler mesleklerinden biri olarak düşünülen koçluğu biraz anlatır mısınız Leyla Hanım?
 Leyla Fidanay: Koçluk; doğru sorular ile kişilerde farkındalık yaratma sanatı, istenen performansa ulaşmak için koç ve danışan arasında kurulan planlı bir gelişim ilişkisidir. Bu sayede kişiler; potansiyellerini ortaya çıkararak, ulaşılabilir hedeflere ve olasılıklara odaklanırlar.
D.D: Nasıl bir farkındalık, bunu biraz açar mısınız?
 L.F: Farklı bakış açısı, doğru ve hızlı karar alabilme, etkin iletişim kurabilme gibi yararlar sağlamayı amaçladığı için koçluk hizmeti ve eğitimi kişinin özgüvenini artırır, kendini farklı hissettirir.
D.D: Koçluğun gelişimi hakkında ne düşünüyorsunuz?
 L.F: Tüm mesleklerde olduğu gibi koçluk mesleği de toplumun ihtiyaçları doğrultusunda hızla gelişiyor. Koçluk mesleğindeki bu hızlı gelişimin, her kesimin ihtiyaçlarına cevap veren koçluk türlerinin etkili olduğunu düşünüyorum.
D.D: Türkiye’de koçluk mesleği daha çok hangi alanlarda rağbet görüyor?
 L.F: Önceleri daha çok kariyer, yöneticilik ve liderlik alanlarına odaklanırken günümüzde rağbet gördüğü pek çok alan var. Dediğim gibi ihtiyaçlarla paralel olarak gelişiyor. Bankacılık, ilaç, telekomünikasyon, sağlık, eğitim gibi sektörlerde yöneticilere yönelik olarak gerçekleştirilirken artık sektörlerin tüm birimlerinde çalışanlara eğitim ve hizmet olarak işlev görmektedir. Bu nedenle koçluğu geleceğin en popüler mesleği olarak görüyorum.
D.D: Merkezinizde pek çok alanda koçluk eğitimi ve hizmeti veriliyor. Kariyer, yaşam, doğum, liderlik, ebeveyn koçluğu gibi. Ancak siz daha çok öğrenci koçluğu üzerine yoğunlaşmışsınız. Bunun nedenini öğrenebilir miyim?
L.F: Yıllarca öğretmenlik yapınca çocuklara karşı, özellikle de problem yaşayan çocuklara karşı kayıtsız kalamıyorum. Onun için önce öğrenci koçluğunu hedefleyerek açtım merkezimi. Çocuklarla çalışırken ebeveyn koçluğunu da geliştirmenin elzem olduğunu fark ettim. Çünkü çocuğun olumsuz davranışlarını olumlu bir davranışa dönüştürürken ebeveynlerinin desteği gerekli.  Ardından ihtiyaç duydukça diğer koçluk türlerini ilave ettim.
D.D: Bütün eğitimleri siz mi veriyorsunuz merkezinizde?
L.F: Bir söz vardır, kim tarafından söylendiğini bilmiyorum ama çok hoşuma gider. Her şeyi bilirim diyen biri, aslında hiçbir şey bilmiyordur. Her koçluk alanının eğitimini o konunun uzmanı olan arkadaşım veriyor. Ben de kendi uzmanlık alanım olan eğitimleri veriyorum.
D.D: Her öğretmenin koçluk eğitimi alması gerekir diyorsunuz. Bunun nedenlerini söyler misiniz?
L.F: Öğretmenliğin çok kutsal ve önemli bir meslek olduğunu düşünüyorum. Çünkü geleceğimizi emanet edeceğimiz nesilleri onlar yetiştiriyor. Bugün öğrencilerin bir kısmı Y kuşağını, büyük bir çoğunluğu da Z kuşağını temsil ediyor. Bu kuşakları temsil eden bireyler teknolojiyi çok iyi kullanıyorlar. Kendini yenilemeyen öğretmenler bu çocukların gerisinde kaldılar. Kitap okumayan öğretmenlerin olduğunu biliyoruz. Onun için öğretmenlerin çok okumaları, araştırmaları ve kendilerini geliştirmeleri gerekir.
Bir koçluk şirketi, seçtiği iki okulun öğretmenlerinin yarısına koçluk eğitimi veriyor. Sene sonunda koçluk eğitimi alan ve almayan öğretmenlerin öğrencilerinin başarı durumunu karşılaştırıyor. Sonuç için şaşırtıcı demiyorum çünkü olması gereken o. Eğitim alan öğretmenlerin sınıflarının başarısının %37,8 oranında arttığı görülüyor. Bunun yanı sıra öğrencilerin davranışlarında da oldukça memnun edici olumlu değişiklikler gözleniyor.
D.D: Bu farkın nereden kaynaklandığını düşünüyorsunuz?
L.F: Koçluk eğitimi farklı açılardan bakmayı, empatik dinlemeyi, empeti kurmayı, farklı bir dil kullanmayı, yerinde ve zamanında güçlü sorular sorarak kişiye ulaşmayı amaçlar. Bu eğitimi alan öğretmenler de doğal olarak almayanlardan farklı düşünür, farklı bir dil kullanır.  Onun için bütün öğretmenlerin koçluk eğitimi almaları konusunda ısrarlı davranıyorum.
Günümüzde DES(Dikkat eksikliği) ve DHES(Hiperaktivite) tanısı konularak ilaca bağımlı hale getirilen çocukların sayısı giderek artıyor. Bir zamanlar Amerika’da üretilen ve bu çocuklara verilen ilaçlar, onlarda artık kullanılmıyor. Ancak bizim ülkemizde ilaç kullanan çocukların sayısı her geçen gün artıyor. Koçluk eğitimi alan öğretmenlerin bu çocuklara karşı daha sabırlı ve yapıcı bir tavırla yaklaştıklarını, onları anlamaya çalıştıklarını görüyorum. Sistemin bu çocuklara göre değişiklik yapmasını beklerken koç öğretmenler sayesinde çocukların ilaç almadan yaşamlarını sürdürmelerinin şimdilik bir çıkış yolu olduğuna inanıyorum.
D.D: Bu konuda bir araştırma yaptığınızı da biliyorum. Hangi aşamada olduğunu biraz anlatır mısınız?
L.F: Ebeveynler derslerinde ya da davranışlarında sorun yaşadıkları çocukları için yardıma ihtiyaç duyarlar. Çok azı çocuğum küçük yaştan itibaren düzenli ders çalışmayı, nerede nasıl davranacağını, bir sorunun çözümünün birden fazla yolunun olduğunu öğrensin diye koçla çalışmasını ister. Dolayısıyla bana getirilen çocukların büyük bir bölümünü DES ya da DHES tanısı konulan ve ilaca bağımlı yaşayanlar oluşturunca konuyu irdelemeye başladım. İlaca rağmen çocuklar okullarında arkadaşları tarafından dışlanıyorsa, öğretmenleri ve aileleri çaresizse, ilaçla onları eğitemeyeceğimiz ortada. Üstelik ilaçların yan etkileri çocuklara yarardan çok zarar veriyorsa buna başka bir çözüm bulmamız gerekmez mi? Birkaç uzman arkadaşımla konu üzerinde çalışma yapıyoruz. Sonuçları ilgili bakanlıklara ileteceğiz. Çözüm olacağını umuyoruz. Biliyorsunuz bu işler bürokratik aşamalardan geçtiği için zaman alıyor. Biz de elimizden geldiğince öğretmenlerin eğitimlerine ağırlık veriyoruz. Koçluk eğitimleri alan öğretmenlerin bu çocuklara yaklaşımlarını değiştirmelerini sağlıyoruz. Onun için her öğretmenin bu eğitimleri alması konusunda ısrarcı davranıyoruz.
D.D: Koçluk yapan bireylerin güçlü sorular sorduğunu söylediniz, bir sorunun güçlü olduğunu nasıl anlayabiliriz?
L.F: Güçlü sorular yanıtları “Evet” ya da “Hayır” olabileceği kapalı uçlu sorular değildir. Örneğin o gün sınıfınızdaki bir öğrencinizin dalıp gittiğini fark ettiniz. Ona “Ali bu gün neden öyle dalıp duruyorsun?” yerine “Kendini böyle hissetmene neden olan şeyi anlatmak ister misin?”
 “Kendini daha iyi hissetmen için neler yapmak istersin?”
 “Bunları nasıl yapacaksın?” gibi…
Bu sorular öğrencinin biri tarafından önemsendiği, sevildiği hissi de verdiği için karşısındakine güven duymasını sağlar. Hiç konuşmayan biri bile bu sorular karşısında konuşup rahatlar. İçini açmak için yanlış kişilere yönelmemiş olur.
D.D: Onun için mi koçluk çözüm odaklı bir sanattır diyorsunuz?
L.F: Evet, çünkü koçluk bireyin geçmişiyle değil geleceğiyle ilgilenir. Geçmişle ilgilenmek psikologların, psikiyatrların işidir. Koç kişinin güçlü ve zayıf yönlerini bulmasına, güçlü yönlerinin üzerine olumlu tutum ve davranışlar inşa etmesine yardımcı olur.
D.D: Güçlü yönleri gelişirken zayıf yönlerini ne yapıyorsunuz?
 L.F: Güçlü yönleri geliştikçe zayıf yönlerinin bir çoğu zaten kendiliğinden yok oluyor. Sınıfta arkadaşlarının karşısında derse kalkmaktan, konuşmaktan çekinen bir danışanımın güçlü yönlerini tespit ederken sesinin çok güzel olduğunu fark ettim. Öğretmenini arayıp yıl sonu gösterisinde okul korosunda görev almasını, arada bir solo şarkı söyletmesini sağladım. Topluluk önünde şarkı söyleyince kendisini nasıl hissettiğini anlattırdım. Bu duygulara yoğunlaşmasını sağlayarak konuşmasını da gerçekleştirdim.
D.D: Bunun için belli bir süreye ihtiyacınız var mı?
L.F: Güzel bir soru teşekkür ederim. Bir koçun amacı; bireyin kendinde var olan olumsuz tutum ve davranışlarını fark etmesini, bunları değiştirip olumlu olanları kazanmasını sağlamaktır. Bunun için de bir süreye ihtiyaç duyar.  Davranış değişikliğini gerçekleştirmek öyle bu günden yarına gerçekleştirmek mümkün değil. Hele ki yıllardır süregelen bir davranışsa. 
Anne babalar bize çocuklarını getirdiklerinde “Hocam hiç ders çalışmıyor, bizi ve öğretmenlerini delirtiyor.”  diyorlar. Onlar, “Çocuğunuzu bir haftada muma çeviririm.” dememizi bekliyorlar. Böyle bir şeyin olamayacağını anlatmakla başlıyorum işe. Derse çalışmamayı davranış olarak geliştirmiş olan çocuğun bu davranışını değiştirmek zaman alır.
 Öncelikle çocuğun sizinle çalışmayı istemesi gerekir. Sonra onun bu tutum ve davranışlarının altında yatan nedenlerin bulunması, bunların değiştirilmesi, kişiyle birlikte yerine konulacak olumlu davranışların seçilmesi, bu davranışların kalıcı olmasına çalışılması gerekir. Bütün bunları yapmak için de belli bir süreye ihtiyaç duyarız.
Bazı ebeveynler birkaç hafta sonra “Çocuğum düzeldi, artık koça ihtiyacı yok.” diyerek  göndermezler. Ancak yeni davranışın yerleşebilmesi için en az iki aya ihtiyacımız olduğunu bilmeleri gerekir.
D.D: Yani bir çocuğun olumsuz davranışını değiştirmek için toplam iki aya mı ihtiyacınız var?
 L.F: Onun öncesinde olumsuz davranışlar sergilemesinin nedenini irdeliyoruz. Bu çalışmayı bireyin kendisinin de istemesi gerekir. Bazı çocuklar ikinci görüşmenin sonunda nedenleri net görmenizi sağlarlar. Bir ayın sonunda o noktaya gelemediğiniz çocuklar da olabiliyor. Bu biraz da karşılıklı güven ilişkisiyle ilgilidir. Çocuğun size güvenmesi gerekir.
D.D:  Hiç ulaşamadığınız, sorununu çözemediğiniz danışanınız oldu mu?
L.F: İstediğim süreyi tamamlayan çocuklarda hiç olmadı diyebilirim. Çünkü çocuklarla aram çok iyidir. Bana kısa sürede güvenmelerini sağlayabiliyorum. Sadece bir seans çalışabildiğim bir danışanım olmuştu. Çocukla konuşup birlikte çalışmaya karar verdik. Sonra anneyi içeri aldık. Anne durmaksızın çocuğun kendince hatalı olduğunu düşündüğü davranışlarını sıraladı. Bunun üzerine danışanım ayağa kalktı ve “Hocam siz asıl annemle çalışın, onun size ihtiyacı var.” dedi ve çıktı. Bir daha da gelmedi.
D.D: Ebeveyn koçluğu böyle zamanlarda mı önem kazanıyor?
L.F: Çocuklarla çalışırken ebeveynleriyle de çalışıyorum. Çünkü evde ebeveynler de sizinle aynı tutum ve davranışları sergilemeli, siz farklı onlar farklı yaklaşımlar sergilerseniz çocuk çelişki yaşar. Daha da kötüye gidebilir.
D.D:  Büyüklere de koçluk yaptığınızı biliyorum, onlarla nasıl çalışıyorsunuz?
 L.F: Kimse mutlu olduğu için koçtan destek istemez. Hayatında bir şeylerin ters gittiğini düşünenler bize gelir.
 D.D: Bir örnek verir misiniz?
L.F: Herkesin çocukluğundan getirdiği inançları vardır. İnançlar zamanla değerlere, değerler de davranışlara dönüşür. Davranışlarımız kaderimizi, yani bizi oluşturur. Değerlerimize ters düşen herhangi bir görüş ya da davranış karşısında huzursuz olur, kendimizi sıkışmış hissederiz. Böyle bir durumda herkes bizim gibi düşünsün, bizi anlasın isteriz. Karşımızdaki kişilerin de benzer şekilde değerlerinin olduğunu düşünmeyiz. Böyle durumlarda kişinin kendini sorgulamasını, rahatsız olduğu durumda kendinin payının ne olduğunu görmesini sağlarım. İnsanlar genellikle yaşadıklarının sorumlusu olarak başkalarını görme eğlimindedir. Onun için hep karşımızdakilerin değişmesini bekleriz. Oysa kendi tutum ve davranışlarımızı değiştirmek farklı bakış açıları geliştirmek çoğu zaman çok işe yarar.
Danışanlarıma böyle durumlarda yaban arısının durumundan söz ederim. Mutfağınıza giren bir yaban arısı, bir süre sonra dışarı çıkmak ister ve ışığa yönelir. Bu arada pencereyi kapatmışsanız, defalarca cama çarpar çıkabileceğini düşünerek davranışını yeniden tekrarlar. Oysa mutfaktan çıkabileceği başka çıkışlar da vardır. Onları denemeyi akıl edemez, sonunda yorgun düşer ve pes eder.
Kişisel gelişim uzmanı Zig Zagların bu konuda söylediği bir sözünü çok beğenirim. Şöyle der: “Aynı davranışları tekrarlayarak hedefinize ulɑşɑmɑyɑcɑğınızɑ kɑnɑɑt getirdiğinizde hedefinizi değil, hedefinize giden yolu gözden geçirmelisiniz.”
Ben de danışanlarıma sıkıştıkları alandan kurtulmanın farklı yollarının olduğunu hatırlatarak o yolları kendilerinin bulmalarını sağlıyorum. Her insanın güçlü yanları vardır. O yanlarını bulup kullanmaya başladıklarında kısa sürede sıkıştıkları yerden çıkmayı başarabilirler.






20 Ocak 2016 Çarşamba

Konuk Yazar Sevgi Şahin: Koçluk ve Koçluğun Amacı Nedir?

         İşletme    mezunu  olan  Sevgi Şahin  iletişim  odaklı   davranış oluşturmuş , çalışma  hayatında  uzun yıllar idarecilik yapmış  ve   çözüm   odaklı  yaklaşımlarıyla   kişilerin  ruhsal ,  zihinsel  ve  davranışsal olarak farkındalıklarının oluşmasında  emek  vermiştir.
      NLP  Practitioner ,  Yaşam  Koçluğu , Öğrenci  Koçluğu  ve  Professional  Certified Coach  eğitimlerini Uluslararası  Eğitim  Federasyonu  (MTI)  Mind Training Institute’ye   akredite  olmuş   Profesyonel koçlardan almıştır. Bu  eğitimler  ile farkındalığını geliştirmiş   kendi  deneyimleri  ile de zenginleştirerek hayata geçirmiştir.     
       Sevgi Şahin  şu  anda   Klinik Psikoloji üzerine Yüksek Lisans   yapmakta  "Stres Kontrolü ve Yönetimi " ile ilgili tez çalışmalarını sürdürmektedir.Aynı zamanda bu konulardaki paylaşım alanlarında  " Kişisel Gelişim ve Psikoloji "üzerine yazılar yazmaktadır.
      Tüm bu  ilkeler  ve  çalışmalar  doğrultusunda   bireyin  düşünce  yapısını  zorlayarak farklı  bakış açısı oluşturmasında emek verirken, danışanın davranışsal  becerilerini  iyileştirmeyi  sağlamak ve iyileştirirken neler yapılması  gerektiği konusundaki çözümü  danışanın  bulmasına  yardımcı olup  farkındalığının oluşmasını ve kendi gücünü  keşfetmesine   dolayısıyla kişinin kendini bulmasına, mutluluğu  ve başarıyı yakalamasına destek olmayı hedeflemektedir.
      Sevgi Hanım bu yazısını Konuk Yazar olarak yer vermem için göndererek,Koçluk Nedir,Koçluğun Amacı Nedir? başlığıyla Bloğum için yeni bir pencere oluşturmuştur.Bu nedenle kendisine çok Teşekkür ediyorum.
               
Yaşam Koçluğu ve Koçluğun Amacı Nedir?   

                        
    
Koçluk Nedir?
İstenen performansa ulaşmak için koç ve danışan arasında kurulan planlı bir gelişim ilişkisidir. Bireyin içindeki en iyiyi ortaya çıkarma sürecidir.
Koç;
Danışanın özel,sosyal ve profesyonel yaşamda gelişiminin sağlanmasını hedefler. Doğru ve güçlü sorular soran yol arkadaşıdır.

Yargısız bakış açısıyla bakar. İyi bir dinleyici ve gözlemcidir. Potansiyeli fark eder ve ortaya çıkarır. Motivasyonu arttıran kişidir. 

Danışanın farkındalığını oluşturur. Bir koç esnek olmalıdır. İçgüdüsel olarak kontrol edip adapte özelliğini koruyabilen bir kişi olmalı. Koç güç kaynağıdır.

Amacınıza ulaşmanızda sizi harekete geçirecek ve gelişmeleri sizinle birlikte izleyecek kişidir. Tümüyle güven ve gizlilik esasına dayanan bir süreçtir. 

Danışan bu sürede kendisini daha iyi tanır, potansiyelini keşfeder, hatalarından ders alarak yeteneklerini geliştirir. Zayıf yönlerini törpüler, güçlü yönlerini daha iyi kullanmayı öğrenir.
Koçluğun Amacı Nedir?
Danışanın kendi belirlediği hedefe koçun desteğiyle ulaşması ve sorunlarının üstesinden tek başına gelmeyi öğrenmesidir. Kendisine dışarıdan bakmasını öğrenmesidir.
Koçlukta Temel Kurallar
Koç ve danışan birbirine kayıtsız şartsız güvenir. Ön yargıya yer yoktur. Koç çözüm odaklıdır ’neden’le değil ‘nasıl’ sorusuna odaklanır. Geçmişe değil şimdi ve geleceğe odaklanır. 

Yanlış yoktur geri bildirim vardır. Koç geri bildirim verir. Koç tüm olasılıklara açıktır. Yargılamaz, esnek bir yapıya sahiptir . Koçluk İlişkisi
Koç-Danışan ilişkisi karşılıklı güven,dürüstlük,açıklık,saygı ve sorumluluk temeline dayanır.Koçluğun en önemli unsuru farkındalıktır .

Bakış açısına normalden daha derin bir netlik getirir. Netleştiğinizde amaçlarınıza çok rahat ulaşabilirsiniz.
Kimlere Koçluk Yapılır?
Yaşamında daha iyiye yönelik bir değişim yapmak ve gelişim sağlamak,potansiyelini harekete geçirmek ve daha verimli olmak isteyen ve bunun için çalışmaya,risk almaya hazır herkese koçluk yapılır.

Öğrenci Koçluğuna gelince;

Amaç Mutlu Olmaktır;

Öğrenci net bir düşünceye ve hedefe sahip olmayabilir.Bir hedefi olsa bile ne yapacağı konusunda her hangi bir bilgisi yoktur ya da kafası oldukça karışıktır.

Bu durumda;Öğrencinin yetenekleri nelerdir?Öğrenci ne yapmak istiyor? Temsil sistemleri nelerdir? Bu soruların cevaplarıyla birlikte öğrencinin davranış kalıplarını bilmek gerekir.

Her insanın motivasyona ihtiyaç duyduğu bu zamanda öğrenim gören bir kişinin elbette ki daha çok motivasyona ihtiyacı vardır.

Amaç burada öğrencinin, yapmak istediğini yapmaya yönlendirilmesidir. Bunun için farkındalıkları oluşturulmalıdır.

Sabır ve empatiyle yaklaşım gösterilmeli ,çözümün kendisinde olduğu ve asıl mucizenin kendisi olduğu fark ettirilmelidir.

Güçlü ve doğru sorularla hedef belirlenmesinde yol arkadaşı olmalı, kendisinin değerli olduğu hisettirilmelidir.

Bu şekilde öğrenciye yaklaşıldığında ,öğrenmeye karşı istek ve olumlu tutum sergileyecektir.

Öğrencinin çalışmaları sırasında hedefine doğru ilerleyebilmesi için önce bebek adımları atması sağlanmalı ,özgüven geliştirilmeli  her ufak başarı desteklenerek daha uzun vadedeki hedefine doğru yol alması sağlanmalıdır.

Hayattaki en büyük amaç mutlu olabilmektir.Mutlu olacağı, kendisini en iyi şekilde ifade edebileceği bir hedef seçmesi kendi menfaatinedir.

Bu hedef için istikrarlı olarak ilerlemesi başarıyı getirecektir.





19 Aralık 2015 Cumartesi

Konuk Yazar Cansu Erdoğan; Bir İşe Alımcı Aday Koltuğuna Oturursa.. :)

                                         
Cansu Erdoğan Kimdir?
        Kendi deyimiyle Ege’nin incisi İzmir doğumlu olan Cansu Erdoğan, lisans eğitimini bilinçli bir tercihle Dokuz Eylül Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünde tamamladı. Eğitimin önemine inanan Cansu Erdoğan, üniversite okurken bir yandan Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünü bitirdi. Ardından İstanbul Üniversitesi Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları bölümünde yüksek lisansını gerçekleştirdi.
      Geleceğin İnsan Kaynakları Profesyoneli olma hedefi doğrultusunda, aldığı teorik bilgileri pratiğe dökmek amacıyla iş hayatına atıldı. İlk olarak bir Danışmanlık firmasında seçme-yerleştirme fonksiyonunu, daha sonra Türkiye’nin önde gelen gazete ve haber sitelerini içinde barındıran bir Medya kuruluşunda İşe Alım ve Organizasyonel Gelişim fonksiyonlarını tecrübe etme fırsatı buldu.
    Şartlar olgunlaştığında radikal karar almak gerektiğini dile getiren Cansu Erdoğan, radikal bir kararla çalıştığı yerden ayrılarak, memleketi olan güzel İzmir’e dönme kararı aldı. 
       Kendi deyimiyle suratsız İK algısını yıkan Gülümseyen İK’cı Cansu Erdoğan, şu anda İzmir’deki iş fırsatlarını değerlendirmektedir.
       Cansu Erdoğan’ın bloguna www.cansuerdogan.com adresinden ulaşabilirsiniz.
      
      Cansu Hanımın bu yazısını çok beğendim.Hem mülakatı çift taraflı ele alıp işlemesi,diğer taraftan paylaşımın içinde duygusal zekayı da barındırdığının ilk bakışta kendini hissettirmesi.
      Özetle İnsan Kaynaklarının temeli niteliğindeki bileşeni durumunda olan'' seçme ve yerleştirme'' gibi önemli ve güncel bir alanındaki bu değerli paylaşımı Blog sayfamda Konuk Yazarlar'da paylaşmak benim için oldukça sevindirici.
       Kalemine sağlık,gönlüne bereket  diyor ve bu değerli paylaşımlarını sayfamda yer vermek üzere gönderdikleri için Cansu Erdoğan Hanıma çok Teşekkür ediyorum.(N.İ.)

Bir İşe Alımcı Aday Koltuğuna Oturursa.. :)
      Herkese Merhaba,
    “Eyvah! İş Arıyorum” isimli yazımda bir İK’cı olarak 2 ay öncesine kadar İşe Alımcı koltuğunda otururken, masanın karşı tarafına geçmenin tuhaf tecrübelere sebebiyet verdiğinden bahsetmiştim. Şimdi size, iş arama sürecine girdiğimden beri birkaç kez yaşadığım bu deneyimin detaylarından bahsetmek istiyorum.
    Evde PC başındayken ya da dışarıda arkadaşlarınla vakit geçirirken bir anda telefonun çalar, telefona bir bakarsın bilmediğin bir numara, aklından hemen o düşünce geçer; “iş görüşmesi için aranıyor olabilirim, hadi bakalım.” Bingo, seni arayan kişi, birkaç gün önce iş ilanına başvurduğun şirketteki meslektaşındır. Kendi ekibi için bir çalışma arkadaşı aramaktadır. Bir İK’cı da olsan, neredeyse gelebilecek tüm soruları tahmin edebiliyor da olsan, ertesi gün katılacağın görüşmeye mutlaka hazırlanman gerekecektir. Çünkü o da senin bu işin inceliklerini bildiğini biliyor ve seni şaşırtmak belki biraz da zorlamak istiyor. Ayrıca unutmamalısın ki, 3 yıldır sen onun koltuğunda adayları değerlendiriyordun, şimdiyse değerlendirilme sırası sende.
Hem kendinle ilgili kişilik/tecrübe analizlerinin, hem görüşeceğin şirketle ilgili yaptığın araştırmaların üstünden geçerek görüşmeye hazırlanıyorsun. Nefis bir uyku çektikten sonra ertesi gün, jilet gibi giyinip mülakat saatinden tam 10 dakika önce şirkette hazır bulunuyorsun. Biliyorsun ki, 10 dakika önemli :) Muhtemelen bir süre bekletiliyorsun, ardından toplantı odasına alınıyorsun ve verilirse başvuru formunu doldurup seninle görüşecek İK’cı ya da İK’cıları bekliyorsun. Heyecanlanman normal, sonuçta o işi istiyorsun ve gelecekteki ekip arkadaşlarını ya da müdürünü bu konuda ikna etmen gerektiğini biliyorsun.
     Göz teması, gülümseme ve sıkı bir el sıkışma ile selamlaştıktan sonra mülakat başlıyor. Bu sefer süreci yöneten karşındaki İK’cı, sense onun yönlendirmelerine göre yol alıyorsun. En kurumsal sesinle, gelebileceğini tahmin ettiğin sorulara cevap vermeye başlıyorsun. Gözlerinin içine bakarak ve kendinden emin bir tavırla kendini ve tecrübelerini anlatmaya devam ediyorsun. Aranızdaki iletişim çok önemli. Çünkü biz İK’cıların işe alımında en büyük fark, bu ön görüşmenin aslında bir nevi ikinci görüşme olması. Gelecekteki ekip arkadaşını ve çoğu zaman müdürünü ilk görüşmede tanımana imkan veriyor.
     Mülakat devam ederken bir anda farkediyorsun ki; Aman Allahım İşe Alımcı koltuğunda oturan kişi sanki sensin. Jest ve mimiklerini senin gibi kullanıyor, adayı senin yöntemlerinle rahatlatıyor ya da geriyor, senin sorduğun tarzda soru soruyor, şirketini ve görev tanımını senin gibi anlatıyor, senin gibi gülümsüyor ve tıpkı senin gibi karşısındaki adaya hiç renk vermiyor :) Ee tam da bu esnada dikkatin biraz dağılmıyor değil, ama sen İK’cısın çabuk toparlanıyorsun.
    Eğer aranızda bir uyum yakaladıysanız, görüşmenin ilerleyen dakikalarında iki meslektaş sohbetine dönüşebiliyor bazen mülakat. Hatta esprili bir şekilde, “Bir işe alımcı olarak masanın karşı tarafında oturmak nasıl bir duygu?” şeklinde sorular bile gelebiliyor :) Bu da işin en keyifli tarafı.       Mülakatlarda her zaman adayın rahatlatılmasından yana bir iK’cı olarak, hoşuma giden bir şeydir bu sohbet olayı.
    Neyse mülakat tamamlanmak üzere iken, her şey yolunda gidiyor gibi görünüyor. Çünkü İşe Alımcılar mülakat esnasında tüm adaylara güler yüzle pozitif tavır sergileyip, aday hakkındaki düşüncesiyle ilgili herhangi bir tepki vermezler. Bir ipucu arıyorsun ama yok, tam emin olamıyorsun. Senin gibi diğer İK’cı adayların da varlığını düşünerek %50-%50 ihtimalle, bir İşe Alımcı olarak sana sorulmasını istediğin birkaç soruyu da sorup, yine gülümseyerek odadan çıkıyorsun.
     Görüşme bitip şirketten ayrıldıktan sonra her adayın yaptığı gibi sen de düşünüyorsun, “Aday koltuğunda nasıl görünüyordum acaba?”. Ancak itiraf etmeliyim, diğer adaylardan farklı olarak, kendini değerlendirmeden önce İşe Alımcıyı değerlendiriyorsun :) gerçekten bunu yaptığımı farkettim. “Girişi benim gibi yaptı.”, “Bence şu soruyu mutlaka sormalıydı.”, “Verdiğim cevaptan yola çıkarak bu soruyu iletebilirdi.”, “İş tanımını detaylı bir şekilde anlattı.”, “Şirketi çok iyi temsil ediyor.” vb. sonuçlarla kendince not veriyorsun meslektaşına :) Bu düşüncelerden sonra kendini dışarıdan bir gözle değerlendirme fırsatı bulabiliyorsun. E bu kısım da sana kalsın.
       Ne ilginç gündü ama :)
     Katıldığınız mülakatın sonucu ne olursa olsun, her görüşme bir tecrübe. Hem İşe Alımcı, hem aday, hem de İşe Alımcı-aday için :)
       Sevgiler.

25 Ocak 2015 Pazar

KONUK YAZAR İLKNUR GERDAN SİYALAR KALEMİNDEN: KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERDE İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ


İlknur Gerdan Siyalar Biyografi

        İlknur GERDAN SİYALAR, Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümünden mezun oldu.
        2005 yılından itibaren İnsan Kaynakları süreçlerinde aktif bulunmakla beraber, Eğitim sektöründe yer alan aile şirketinde de bir dönem kurma ve geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. 10 yılı aşkın süre boyunca çalıştığı İK alanında, çok sayıda mesleki eğitimler aldı. Sağlık, Turizm, Açık Hava Reklamcılığı, Eğitim, Elektronik, Savunma Sanayi, Mühendislik ve Çevre olmak üzere birçok sektörde stajyerlikten, yöneticiliğe İK’nın farklı pozisyonlarında mesleğini yürüttü.
       Şu an Sağlık alanında faaliyet gösteren, Air Tek Mühendislik firmasında İnsan Kaynakları Müdürü olarak görev yapmaktadır.

       Ankara İK Grubu'nun kurucularından ve aktif katılımcılarından olması yanında, İnsan Kaynakları Yönetimi alanında, özellikle de işe alım, seçme ve yerleştirme konusunda oldukça deneyim sahibi olan İlknur Hanım, blog açma ve yazma konusunda kendisine esin ve teşvik bakımından katkılarımın bulunduğunu belirttiği e-postası ekinde, ilk yazısını göndermiş ve nedimileri.blogspot.com Konuk Yazar'da yayımlanmasından mutlu olacağını belirtmiş.
       İlknur Hanım'ın çok önemli bir konu başlığında oluşturmuş olduğu değerlendirmelerini içeren yazısını paylaşmaktan ben de son derece memnunum.
       Kendisine çok Teşekkür ederim. Çalışmalarında kolaylıklar ve başarılarının devamını dilerim.

KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERDE İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ

         Eski Personel Yönetimi olgusunun değişerek yerini, İnsan Kaynakları Yönetimine bırakması ile Personel Yönetimindeki  “ İNSAN’ın ” maliyet unsuru olma algısı değişmiş, İnsan Kaynakları Sistemi ile birlikte “ İNSAN “ önemli bir girdi haline gelmiştir.
        Bu noktada ayakta kalma becerisini tamamlamış olan İşletmeler, marka değerini sürdürülebilir hale getirebilmek, yönetim, çalışan ve müşteri ayağını kurumsal anlamda da güçlendirme amacına yönelme çabaları bu ihtiyacı da beraberinde getirmiştir.
       Şirketlerde İnsan Kaynakları Depatmanı'nın kurulabilmesi ve sürdürülebilir şekilde yönetilebilmesi, Kurum Yöneticilerinin vizyonu açısından çok önemlidir. İnsan Kaynağının gelişim süreci, insanın önemli bir girdi haline gelmesi ve çalışanların sahip oldukları yetenekler, Şirket gelişim stratejisinin de lokomotifi olmakla beraber, sürecin ana kalemini oluşturmaktadır. İnsana değer veren, çalışan memnuniyetini ön planda tutan ve İK süreçleri ile ilgili stratejik çalışmalar yapan her firma başarıya ulaşır.
       Kurumsallaşma çalışmalarının sağlıklı başlatılıp yürütülmesi yönünde, İK Departmanı'nın tepe yönetimle beslenmesi ve desteklenmesi gerekir. Şirket hedefleri ve kurum kültürü doğrultusunda, İnsan Kaynakları politikasının oluşturularak geliştirilmesi yönünde ki stratejilerin devamının sağlanması, organizasyonel yapının gelişimi ve değişimine destek verici faaliyetlerin sağlıklı yürümesi sadece İK bakış açısı ve çalışmaları ile gerçekleşecek bir bütünlük değildir.
      Kurumsallaşma çabasının zamana yayılarak sürdürülmesi ve değişimin sindirilerek ilerlemesi gerekir. Bir anda olabilmesi mümkün olmamakla beraber, değişimi de Tepe Yönetimin istemesi, bu olguya inanması ve desteklemesi ile yürütülmesi sağlıklı ve beklenen gelişimi de beraberinde getirir. Yönetim, çalışan ve müşteri ayağının çok yönlü geliştirilmesi, istenilen seviyeye getirilmesi, Mutlu Yönetim, Mutlu Çalışan ve Mutlu Müşteri profili için proaktif düzenlemeler yapılması ve kalıcı olması sağlanmalıdır.
        Kendi sektöründe şirket nerede, rakiplerine göre kaçıncı sırada, hangi yönü güçlü, hangi yönü zayıf, hangi yönü fırsat, hangi yönü tehdit oluşturabilir, durumu ile ilgili sektörel analiz yapılarak dış pazarda da diğer rakiplerine göre yatırımlarının geliştirilmesi, fark yaratılması ve marka değerinin kalıcı olması için tüm verilerin gözden geçirilmesi, doğru sonuçlar bulunarak gerçekleştirilmesi yönünde çabaların artırılması gereği, bütünsel anlamda söz konusu olmalıdır.