29 Ekim 2014 Çarşamba

İK DA PLANLAMASIZ OLMAZ, PLANLAMA DA İK'SIZ!

     
     
        Yönetimin temel bileşenlerini tekrar hatırlayacak olursak;
- Planlama
- Organizasyon oluşturma
- Yönderlik, yönetme
- Koordinasyon
- Kontrol şeklinde karşımıza çıkacak olup,bu dizine bugün Değişim Yönetimini de dahil etmeliyiz diye ekliyorum yine.
Yönetimin ana işlevlerinin ilk sırasında hakkıyla bulunan hiç kuşkusuz ki Planlama olup, bu aşamanın hakkıyla işlenmediği hiç bir surecin rolünü layıkıyla sergilemesini bekleyemeyiz.
        İşletmede yapılacak her tür planlama çalışmasına gelince;
  • Öncelikle işletmenin amacı
  • Hedefi
  • Kaynak kapasitesi
  • Temel ve alt süreçler
  • Süreçlerin süre kısıtları
  • İş analizi
  • İş gören ihtiyacının  her bir pozisyon için oluşturulacak profil tanımı ve yetkinlikler bazında tespiti
  • İşletme organizasyon yapısı
  • Organizasyonun iş görev dağılımları
  • İşletme geçmişinde yer alan deneyimler
  • Önceki dönemlerin mali gerçekleşme raporları
  • Önceki dönemlerin idari gerçekleşme durumları
  • Yasal zorunluluklar, sınırlamalar
  • İşletmenin prensipleri ve paradigma yaklaşımları ile bunların mevcut durumdaki dönüşümleri
        Beklentilerin belirlenmesi böylelikle, organizasyonun bütünüyle ve sürekli olarak çevresiyle uyumunu ve öngörülmeyen değişimlerin kontrol altına alınıp gelişimin sağlanması bakımından uyumlu faaliyetlere ve bütünsel çabalara dönüşmesi (işletme stratejisi) için, yukarıda saydığımız herbir konu başlıklarında yapılacak tespit ve değerlendirmelerin ise,
- Birey
- Takım-ekip
- Görevler çerçevesine indirgenip, tekrar birleştirilmesi en minimum ölçekli  planlamanın adımlarıdır diyebiliriz.
        Ancak bu tabloyu bir puzzlenin parçaları gibi tek tek ele alıp işleyerek, doğru eşleştirmeden hiçbir parçanın kendi aslından başka bir parçayla ikame edilemeyeceği gerçeğini göz önünde bulundurarak dikkatlice, hassas ve oldukça sabırlı biçimde tıpkı bir el sanatı özeniyle emeğimizle ve de doğruca işlemeden hiç bir planın başarıya ulaşması beklenemez.
        Buraya kadar pek anlaşılmadık husus bulunmuyor. Ancak bütün işletmelerde bu süreç ve detaylara bütünsel düzeyde en çok hakim olan departman olan İnsan Kaynakları Yönetimi ve İK Yönetim Ekibine burada çok iş düşüyor. Bununla birlikte İK’ya da bu görme ile sağlanacak yönetim desteği de tabi ki etki katsayısı yüksek faktör.
        İyi planlama; emek ve zaman kaybının yanında, program ve planların hedef gerçekleşmelerini maksimize edecektir.
        Programlardaki her bir plan ve  projenin geleceğini, yola çıkma aşamasında kodlayan bu kritik eşik değerindeki çalışmaların etkililiği ve başarısı, sonuçta işletme yönetimi ve işletmenin başarısı olacaktır.
        Dolayısıyla işletmelerin hafızası ve en etkin programlama ekibi konumundaki İK’nın da mutlaka içinde yer aldığı ekiplerce tasarlanıp sabırlı çabalar neticesinde oluşturulacak program ve planlamalar, projeler  ve neticesinde sağlanan dönüşüm, gelişim ise; işletmenin genel başarısını artıracak, böylelikle işletme marka değerini de parlatıp güçlendirecek kazan/kazan unsur olarak karşımıza çıkacaktır.
         Paylaşmak sevgidir,berekettir.
         Nedim İleri

15 Ekim 2014 Çarşamba

KALİTE GÖRÜNTÜSÜ MÜ YOKSA GERÇEK KALİTE Mİ?


         Kalite kelime olarak bile çekici ve ilgi gören bir kelime. Bununla beraber biraz da soyut, göreceli bir kavram.
         Bizim kaliteden ne anladığımız ise asıl önemli olan. Hiç kuşkusuz yalnızca kusur barındırmayan veya ihtiyaca cevap verenden daha öte manaları bünyesinde barındırıyor.
         Ben kısaca her şey İnsanlar İçin ve Önce İnsan temelinde bu kavramada yaklaşıp, İnsanlar arasında genel kabul gören tutum demek istiyorum kalite için.Kalite artık toplam kaliteden mükemmellik arayışına doğru çıta yükseltip günümüzde daha da önemli noktalara doğru yolculuğunu sürdürüyorken, birçok işletmeler buna yönelik gerçekçi adımlar atmak yerine maalesef sadece görüntüsüne yer vermeyi yeğliyor.
          Gerçek manada kalitenin ne olduğu olması veya ne olması gerektiğine bir göz attığımızda ise;
  • Önce İnsan,
  • Güçlü ekip uyumu ve sinerji,
  • Biz kültürü ve katılımcılık,
  • İç ve Dış tüm paydaşlarla iş birlikleri oluşturma(Kazan kazan) ve sürdürme,
  • Vatandaş-Müşteri memnuniyetini önemseyen,
  • Eğitim ve sürekli öğrenen organizasyon yapısı,
  • Çözüme ve daha da ötesi önlemeye dönük yaklaşım,
  • Değişim yönetimi ve yenilikçilik,
  • Sürekli iyileştirme ve gelişim,
  • Hedeflerle ve verilerle yönetim,
  • Süreç yönetimi,
          Bu liste genel başlıkları ile böyle diyebiliriz.
          Bir iş gittiğim kuruluşun halkla ilişkiler bölümünde işlem yaptırmak için görevli personele yaklaşıp merhaba şu konuda bir bilgi almak istiyorum diyeceğim, görevli ile iletişim kurmak ne mümkün, personel yüzünü ön büro bankosuna kapatmış nerdeyse beş on dakika geçmiş hala bir kontak yok. İşin garip tarafı ise aynı alanda arka duvar oldukça büyük ölçekli gülen İnsan resimleri ve hoş sloganlarla donanmış vaziyette.
          Peki, işletmenin bütün koridorlarını veya ön büro çalışma alanları duvarlarını güzel görünümlü çerçevelere asılı parıltılı kalite belgeleri veya kalite izlenimi vermek amaçlı gösterişli panolarla donatmış olmak, kaliteyi sağlamaya ne katkı sağlar desek, ne yazık ki gerçek manada müşteri memnuniyetini ve dolayısıyla da kaliteyi yakalamaya yeter olmuyor.
          Dediğiniz duyuluyor.
          O halde bu ana başlıklara önce bir samimiyetle yönelip belli aşamalarda bile olsa sahici bir şekilde kalite arayışına samimi bir niyetle yönelirsek en azından yakalayabildiğimiz mesafe kadar bir nispetten olsa da gerçek manada kalite yolculuğuna çıkmış oluruz.
          Ayrıca gelişimin teşvik edici olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir adım da olsa bu yolda elde edilen mesafe ve ilerleme aynı zamanda bu yönelimde katalizör etkisi oluşturacak ve bu da kalite yolculuğunun sürmesine ve ilerlemesine vesile olacaktır.
          Paylaşmak sevgidir, berekettir.
          Nedim İleri

13 Ekim 2014 Pazartesi

ETKİLİ LİDERLİK İÇİN NİTELİKSEL Mİ FONKSİYONEL LİDERLİK Mİ?



Bir ekip bir takım olarak çıkılan bütün yolculuklarda bu ekip veya takımın arzulanan hedefe selametle ulaşabilmesinin mihenk taşı, kritik eşik değer nedir desek hemen ittifakla; yolculuğun rehberi, yönlendiricisi, ekibin azmini ateşleyen perçinleyen, esin kaynağı oluşturan Lider olduğunu işaret ettiğinizi duyar gibiyim.
  • Liderlik için en önemli nitel özellikleri ise çok özetle;
  • Alçak gönüllülük,
  • İleri görüşlü olmak,
  • Ekibin ihtiyaçlarını önemseyen ve karşılamaya çalışan,
  • Ekibi koruyup bir arada tutabilen,
  • Ekibini dinleyen,
  • İnsani değerlerin içselleştirip özümsemiş bir İnsan olmak,
  • Hedefe yönelik özgün becerilere sahip bulunmak,
  • Öncelikle inanmaya ve sonrasında dinlemeye, nihai olarak da izlemeye değer bulunmak.
Peki, nitel özellikler yanında Liderin sahip olduğu bilgiyi, deneyimi uygulamaya taşıma becerisi önemli değil mi? Elbette çok önemli, hatta daha fazlası.
 Liderin uygulamaya dair sahip olması gereken becerilere bir göz atacak olursak;
  • Karmaşık neden sonuç ilişkilerinin dengesini sağlayabilmesi,
  • Çoklu etkileşimleri iyi sezinleyip değişimi yönetmesi,
  • Teknolojiyi iyi takip etmesi,
  • Vizyoner bir bakış açısı sergilemesi,
  • Yaptığı çalışmalarda planlama ile bütünselliği ön planda tutması,
  • Etkili iletişim ve koordinasyon kurması,
  • Tüm iç ve dış paydaşlarla işbirlikleri geliştirmesi, sürdürmesi,
  • Ekip kurma ile ekip üyelerine esin verip, teşvik ve motive edebilmesi,
Gibi elzem fonksiyonları sağlaması, dolayısıyla Liderin bilgi ve deneyimini uygulaması ve mutlak sahaya taşıması en önemli liderlik becerileri diyebiliriz.
Bunun mümkün olmaması ise ne yazık ki ; Liderin operasyonel süreçlerle bizzat ilgilenmekten kendi gerçek gündemi olan süreç iyileştirme ve iş geliştirme projelerine yeterince yönelemeyen, Stratejik Liderlikten çok eylemsel ve ekip Lideri gibi davranan, delegasyonun çok gerekli olduğunu kabul ve bilmekle beraber, bir türlü bunu uygulamaya taşıyamayıp kendi düzeyinde hiç katkı ve katılım gerektirmesi söz konusu olmayan süreçlerle çokça zaman kaybı yaşayan, daha da ötesinde ekip arkadaşlarının sahip oldukları yetenekleri sergilemeleri ve kendilerini gerçekleştirmelerine imkan sunmak gibi elzem yetenek yönetimi rolü bulunduğunu unutmuş bir rol model profili oluşmasına sebep olacaktır.
Ben bu malzeme olup da kullanmama konusuna hep şu örneği kullanıyorum. Bir İnsan düşünelim; son model ve çok popüler bir markaya sahip, çift motorlu, en üstün teknolojik ve sistemsel donanımlı, albenisi yüksek ve süper konforlu bir otomobili var. Ancak bu otomobil sürekli bu kişinin evinin önünde veya özel garajında konumlu. Bu arada aracın muntazaman haftalık iç ve dış temizliği yapılıyor, cilalanıp parlatılıyor. Yeni donanımlar ve aksesuarlar ekleniyor.
Sorun mu? Bu İnsan bu aracı ile bir komşusunu yol üstünden alıp aynı güzergah bir istikamete misafir etmesini bırakın, kendi çocuklarını okuldan almaya veya daha da garibi yağışlı bir günde okullarına bırakmaya dahi değerlendirmiyor. Böylesi bir durumda bu oto bir araç mı? Bir Kıymeti Harbiye’si var mı?   
Netice itibarıyla; Liderin tüm iyi örnek nitel özelliklere sahip olması yanında, bu bilgi ve deneyimlerini uygulamaya taşıyıp, dönüştürebilme becerisi bir sistemde birbirinin olmazsa olmazı tamamlayıcısı olan somun ve cıvata bütünlüğü tesiriyle birbiriyle buluşunca Liderin sahip olduğu potansiyeli performansa dönüştürmesini ve de gerçek manada başarılı olmasını sağlayacaktır.  

Paylaşmak sevgidir, berekettir.
            Nedim İleri

Kaynakça:
ADAIR, John, Hz. Muhammed Örneğinden Hareketle LİDER, Ufuk Yayınları. Mart 2012
ADAIR, John, Etkili Değişim, Babıali Kültür Yayıncılığı, Birinci Baskı: Eylül 2003- İkinci Baskı: Mayıs 2005     
 


1 Eylül 2014 Pazartesi

EĞİTİM VE ÖĞRETİM HEP YANYANA DURSALAR DA AYRI BAŞLIKLAR

                                                                            

           Eğitim ve öğretim bildiğimiz gibi hep yan yana görmeye alışkın olduğumuz, biraz da bize öyle sunulmuş olmasından kaynaklı ve zihinlerimizde böyle yer etmiş iki ayrı kavram aslında.
          Öncelikle eğitimi; öğrenme veya öğretme olmayıp daha çok bir beceri kazandırma veya mevcut bir becerinin geliştirmesine,davranışlar ve alışkanlıkların iyileştirilmesine yönelik uygulama alanı diye tanımlamakta fayda var.
          Öğrenme veya öğretim ise; İnsanların yaşantıları boyunca sürekli ihtiyaç duyacakları ve hiç bilmedikleri konuları profesyonel bir kurum ve bu kurumun bünyesinde görevli uzman öğreticiler desteğiyle programlı,sistemli olarak veya bazı durumlarda ise yine kendi yönelmeleri ve kişisel çabaları sonucu  öğrenerek bilgi sahibi olmaları durumu.
         Bu iki gelişim bileşeni kuşkusuz çok daha farklı veya bilimsel tanımlarla anlatılabilir veya tanımlanabilir. Ancak çok basit ve sade anlaşılabilir kılacak tanım bu şekilde diyebiliriz.
         Eğitimle kazanılan veya geliştirilen beceri kazanma veya geliştirmeler İnsanlar dışında bazı canlıları da içine alsa bile Öğretim ve Öğrenme yalnız İnsanlara özgü bir durumdur.
         Bununla beraber eğitim daha çok pratiğin aktarılmasına yönelik yöntemlerle sonuca taşınabilen bir olgu gibi durmakta iken,öğretim ve öğrenme ise daha çok teorik metodlar gerektiren ve teorinin anlatımı yanında  muhakemesi.testi,analizi gibi ara süreçler sonucunda algılamaya ve öğrenmeye taşınabilen bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır.         
        İnsanın ilk öğrenme evresi küçük yaşlardan itibaren aile ocağında kurulmaya başlıyor ve anne, baba hem en etkili hem de etkisi uzun süreli eğitmen ve öğretmen olarak bu konuda çok önemli bir yer tutmaktadır. Bunu örneklerle açacak olursak;
        Anne ve babaların çocuklarına  yemek yapmayı ve otomobil kullanmayı öğretmeye yönelik çabalarıyla pratik uygulamalarla aktarılması bir nevi beceri kazandırma eğitimi olacak, anne-baba ise  bu açıdan eğitmen olacaktır.
      Yine anne ve babaların takındıkları tutum ve sergiledikleri tavırları çocuklarının kendilerine model alıp kişiliklerine yansıtmaları  bakımından anne-baba da bu etkilemenin haklı sahipleri olarak etkili eğitmenler  olacaktır.
        Ayrıca anne ve babalar yalnız eğitmen olmakla kalmayıp,kendi deneyimlerini ve sahip oldukları bilgileri katıksız olarak çocuklarıyla paylaşarak bu manada da etkili birer öğretmen olarak çocuklarının öğrenmelerinde önemli yer tutacaklardır.  
        Bir İnsanın sevgi, saygı, nezaket hoşgörü gibi tutumuyla ilgili olan ve de en önemli değerleri olan bu nitel özellikler ancak öğrenilebilecek durumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla beraber İnsanlara görgü kurallarını ve duygudaşlığı anlatabilirsiniz ancak bunu bir fen bilimi, sosyal bilimler dersi gibi tamamen anlatarak aktaramaz ve öğretemezsiniz.
       İşte burada eğitim devreye girecek ve iyi davranış olduğu genel kabül gören davranışı diğer İnsanların  örnek alıp benimsemesi ve içselleştirip kendisine kazandırması için bunu sergileyen bir rol(e) modele ihtiyacı olacaktır. Bu rol(e)  model en etkili eğitmen olacak ve  iyi davranışı sergilemeyi kendisini izleyen İnsanların seçimine sebep kılacak inandırıcılıkta başaracaktır.
        Diğer yandan İnsanların hayatın her alanında sürekli ihtiyaç duyacağı konulara ki; bu meslek edinmeye yönelik akademik alandan tutun her türlü bilimsel, sanatsal, sosyal vb. bilimlere ve bilgilere olan ihtiyacını karşılamaya ve kazanmaya dönük çaba ve üretimleri ise öğretim ve öğrenme olarak bölümlendirmek mümkün olacaktır. 
        Eğitim olsun Öğretim veya Öğrenme olsun bu başlıklar hepimiz için yüksek değer ve öneme sahip olmakla; bu kazanımların uygulamaya dönüşmesi ise bu olguyu gerçek manada değeriyle buluşturup, taçlandıracak katma değer sağlayacak bu kazanımları parlatacaktır.
        Aksi halde az bilgi sahibi olup bunu uygulamaya taşıyabilen çok bilgi sahibi olmakla hiç pratikte uygulamaya dönüştüremeyenden daha avantajlı duruma gelecektir.
       Asıl önemli öğrenme de zaten bu farkındalık olacaktır.
       Ayrıca  Arthur SCHOPENHAUER  Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine adlı eserinde şöyle demiş; 
’Fazla yani neredeyse bütün gün okuyan ve arada düşünmeksizin eğlence yahut meşgale ile kendisini eğlendiren kimse yavaş yavaş kendi kendine düşünme yeteneğini kaybeder. Tıpkı at üstünden inmeyen bir adamın sonunda yürümeyi unutması gibi.’’
       Dolayısıyla öğrendiğimiz ve bildiğimiz,beceri sahibi olduğumuzu düşündüğümüz konuların hem işlerlik kazanması hem de  bir faydaya,katkıya,artı değere dönüşmesi bu kazanımların gerçek manadaki değerini oluşturacaktır. 
        Paylaşmak sevgidir, berekettir.
        Nedim İleri



Kaynakça:
ADAIR, John Hz. Muhammed Örneğinden Hareketle LİDER, Ufuk Yayınları. Mart 2012
SCHOPENHAUER, Arthur, Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine, Say Yayınları,2013


8 Ağustos 2014 Cuma

ETKİLİ İLETİŞİM İÇİN ESNEKLİK GEREKLİDİR ANCAK DOZUNDA OLMALIDIR




         İnsan ilişkilerinin en önemli boyutu dün de bugün de hiç kuşku yok ki yarın da iletişim olarak karşımıza çıkmaktadır.
         Peki, sizce iletişim en basit tanımıyla nedir denilse; ben bu soruya karşılık, mesajımızın ileti de kalmayıp muhatabımıza ulaşması ve doğru şekilde algılanması derim.
         Yine iletişim başlığını biraz daha açalım denilse;
         İnsanlar arası veya kuruluşlar arası bütün ilişkilerinin oksijeni der ve aşağıda belirtiğim anahtar noktalara dikkat etmekte fayda olduğunu söyleyebilirim.
Etkili iletişim;
         Konuşma, Dinleme, Okuma ve Yazma yöntemleriyle gerçekleşiyor olsa da en tesirli olanının iç sesiyle dinlemenin olacağı,
  •         Öncelikle bilinmesi gerekenin bu konunun çift yönlü bir yapısının bulunduğu,
  •         Sevginin her durumda geçer akçe etkisi sağlayacağı,
  •         Doğal davranmaktan asla ayrılmamak gerektiği,
  •         Samimiyet, tebessüm ve içtenlikle kurulmuşsa hele kalıcı hafızaya ve gönüllere işlendiği,
  •         Ön yargıya kapılmamanın bu kapsamda çok etkili sonuçlar getireceği,
  •         Bakmaktan öte kalp gözüyle görmenin çok önemli olduğu,
         Suçlama, eleştirme ve şikayet etme yönlü olumlu olmayan tutumlarından uzak kalıp,  gerektiğinde yapıcı, destekleyici geri bildirimlerin daha sağlıklı etki oluşturacağı.
         Şayet bir değerlendirme de gerekiyorsa bunun kişi veya kişiler üzerinden değil, konu olan işin yani dosya çerçevesinde olmasının ancak fayda sağlayacağı,
         Bugün yönetimin temel fonksiyonları arasında iyice öne çıkmış olan değişimi sağlayacak olumlu ortamı hazırlayacak en etkili faktör olduğu,
         Tıpkı tüm ekip çalışmalarında ve hayatın her alanında bu olgunun ben(li) yerine biz(li)yaklaşıma mutlak ihtiyacı olan bir olgu olduğu,
         Her işte olduğu gibi bu konunun da hakkının verilmesi için çok emek ve sabır gerektiği,
         Bu konuda da sürekli kendimizi geliştirmeye, dolayısıyla çok okumaya ve yeni öğrenmelere ihtiyacımız olacağı,
         Yine başkalarının bu konuda elde etmiş olduğu tecrübelerden yararlanmanın benzer durumlarda farkındalık ve pozitif neticeler sağlama bakımından avantaj oluşturacağı,
         Saygı ve hoşgörü temelinde kurulacak esnek tutumun hiç elden bırakılmaması gerektiği.
         Ancak burada esnek tutumun da ölçüsünün yeter düzeylerde kalması önem arz etmekte, diğer bir deyimle; yayın çok fazlaca esnetildiğinde mekanik özelliğini ve tesirini kaybedeceği gözden kaçırılmamalıdır.
          Bu duruma bir örnek aktarmak istiyorum; bir anne ve iki küçük yaşta ( birisi dört, diğeri de iki buçuk veya üç yaşında muhtemelen) evladı öğlen üstü yemek salonuna geldiler. Anne menüye bir göz atıp menüde bulunan yemekleri sırasıyla teker teker defalarca sayıp işte  yavrum senin sevdiğin şu yemek, şu yiyecek gibi detaylı çabalarına rağmen her iki kardeş ağız birliği etmişçesine yemeyeceğim diyorlar başka da bir şey demiyorlar. Anne işte her anne gibi ana yüreğiyle evlatlarının beslenme vakti gıda almaları için türlü dil döküyor. Ne dedi ne söylediyse çocuklar kararlarını değiştirmemekte direniyorlar.
         Sonra mı? Anne bir cümle sözle konuyu çözdü. Anlaşıldı siz yemek yemeyeceksiniz, yalnız buradan çıkınca akşama kadar benden yiyecek bir şey istemeyin, hele de de dondurma hiç istemeyin. İşte bu cümleden itibaren her iki kardeş de yine aynı anda ben çorba yerim, diğer kardeş ben de dolma yerim demesinler mi?
          Ey dondurma ve annenin kararlı tavrı ne kadar etkilisiniz.
          Paylaşmak sevgidir, berekettir.
          Nedim İleri

29 Temmuz 2014 Salı

Bayramınız Mübarek Olsun


Bayramınız Mübarek olsun.

Ramazan bereketi ile tüm insanların sevgi, saygı, kardeşlik, yardımlaşma ve paylaşma

gibi güzel davranışları güçlenerek çoğalsın İnşallah.

Bayramınızın sağlık ve neşe dolu geçmesini dilerim.

Nedim İleri


9 Temmuz 2014 Çarşamba

İnsan Kaynakları’nın misyonu ve vizyonu ne olmalıdır?

    Bir işletmede üretim olsun pazarlama, finans, muhasebe olsun tüm bölümlere hitap eden ve bunların hepsine yakın merkez konumunda olan İnsan Kaynakları’nın amaç ve hedeflerinin, doğru ve gerçekçi kurgulanması işletmelerin bütünsel başarısı bakımından şüphesiz çok önemlidir.

    Dolayısıyla İnsan Kaynakları’nın bu bağlamda misyonunun ve vizyonunun iyi tanımlanması, izlenmesi, takip edilmesi ve sonuca ulaştırılması bakımından önem arz etmekte. Bu konuya yönelik bir bakış niteliğinde olan ve HR Dergi Konuk Yazarlar’da yayımlanan yazımın devamını aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.
    Keyifli okumalar dilerim.

http://www.hrdergi.com/tr/konuk-yazarlar/nedim-ileri/nedim-ileri-insan-kaynaklari-nin-misyonu-ve-vizyonu-ne-olmalidir/2611.aspx

      Paylaşmak sevgidir,berekettir.
      Nedim İleri