Öncelikle performans nedir?. Bir sektörde faaliyet gösteren bir
kuruluş veya işletmenin belli girdileri (kaynakları) kullanarak,
belirlenmiş amaç ve hedefe ulaşmak doğrultusunda; çizilmiş süreç
haritalarına dayalı ve belirlenmiş algorizma üzerinden yürütülen,
adımlar faaliyetler ile gerçekleştirilen programlı, planlı çabalar,
projeler gibi tüm çalışmalar neticesinde arzulanan sonuca (çıktılara)
hangi seviyede ulaşılabildiği, bununla birlikte söz konusu mal veya
hizmet üretiminde optimizasyon ve kalite açısından varılan aşama,
diğer taraftan iç ve dış paydaş beklentilerinin karşılanma düzeylerinin
tespit edilmesi, etkinliğin, etkililiğin, bu kapsamdaki total
gerçekleşmenin ölçülmesi şeklinde özetleyebiliriz
Bu konunun tanımı veya söyleniş biçimi daha değişik
birçok şekilde ifade edilebilir. İşin bu tarafı çok da önemli değil.
Maksat hasıl olmuştur nasılsa. Şimdi bu kocaman başlık üzerine hiç
kuşkusuz sayfalar dolusu yazmak, vurgu, analiz yapmak, önermelerde
bulunmak olası. Önemli olan bu konuda şimdiye kadar söylenenlere ilave
veya farklı neler söyleyebiliriz, belki böylelikle bir nebze de olsa
katkı yapabiliriz. Bu yaklaşımla neler söylenebilir?.
İlk olarak bu ölçümün samimiyeti ölçülmeli. Yani biz
gerçekten bu ölçümün yapılmasını istiyor muyuz? Bunun sonuçlarını
öğrendikten sonra yine kararlı bir şekilde bu neticelerden elde edilecek
çıkarımları değerlendirerek gerekli revizeleri yapmaya hazır mıyız? Bu
inisiyatif bizde mevcut mu? Netice olarak bu Öz Denetime var mıyız?
Öncelikli olarak bu durumu ölçmeliyiz. Bu konuda samimi
isek ölçümün birinci aşması gerçekleşmiş demektir. Bundan sonrası işin
teknik boyutu. Ölçme için önce süreçlerin, ana süreç, alt süreç vb.
çizilmesi. Hedeflerin temenni olmayıp net ve kesin şekilde ölçülebilir
ve somut olması. Programların bütünselliği, çalışma planlarının,
faaliyetlerin gerçek bir katılımcılıkla tasarımı, oluşacak projeleri
destekleyecek unsurların bütüne derc edilmesi.
Nihayet izleme periyotları takviminin belirlenmesi ile
süreç sahibi ve süreç yöneticilerinin katılımı ile desteklenmiş geri
bildirim havuzunun işletilmesi, çabaların işbirliği uyumu ve de doğru
yönde akıt ile seyrinin kontrolü, aşama bildirim raporlarının toplanıp
konsolidesi ve sonuçların önlem uygulamaları ile desteklenmesi.
Paylaşmak Sevgidir, Berekettir.
Nedim İleri
29 Ağustos 2013 Perşembe
İŞ GELİŞTİRME VEYA SÜREÇ İYİLEŞTİRME DOĞRUSU GERÇEK İŞ BU
İsmi ister iş geliştirme olsun isterse süreç iyileştirme doğrusu hiç farketmez.Ancak bir organizasyonun neferi isek ve bize birtakım sorumluluklar verilmişse ,bir hizmet ya da mal üretimi çarkında bir dişli emanet ise işte bu dakikadan itibaren çok önemli bir mesuliyet başlamış demektir.
Bu iş veya rol her ne kadar bir sözleşme ile temin edilen bir bedel veya o işin karşılığında öngörülen ücret mukabilinde yapılıyor olsa da aslında burada bir emanete atanmış olma durumu söz konusudur ve asıl önemli olan da budur.Böylelikle bir emaneti doğru sahiplenme ve o nöbeti iyi tutmak en birinci meziyet ve yetkinliğimiz olmalıdır.İşte bu duruş ve farkındalık ile işimize olan sevgimiz bizim temel sermaye paradigmalarımız olacaktır.
Gelelim en etkili noktaya.Şimdi önümüzde akan işi ikame etmek mi sadece odaklanmamız geeken,elbette ki değil.Bizim yaptığımız iş gerçekten gerekli ve gerçek iş değeri taşıyor mu.Bunu hemen sorgulayabilmeliyiz.Görünüşte çok meşgül ve hareketli bir şekilde de koşturuyor olabiliriz.Bir açıdan böyle görünen ve biz bile kendimizi kaptırıp önemlice işler yaptığımız kanısına bile kapılabiliriz.
Bu durumun bir analizini yapıp,bu konuda şu önümüzde masamızın üzerini kaplamış unsurlar gerçekten iş değerinde mi?.Öncelikle her gün her daim bu sorgulamayı yapabilmeli ve bu pençereden bakabilmeliyiz.Yine bu performansımız doğru kanala dönük mü ?.Bu işi hemen veya en azından yarın veya hedef koyabileceğimiz bir tarihten itibaren nasıl daha iyi ve daha etkin ve etkili yapabiliriz i düşündük mü?. Yine rolümüzün gerçeği ve yönü olan vizyonumuzu biliyor ve bunu uygulamada ne ölçüde yol alabiliyoruz?.Konumumuzun muhatabı olan süreçlerle buluşabilmişmiyiz yoksa asıl sorumluluğumuz ile örtüşmese de oparasyonel becerilerimizi tatmin etme hevesine mi kapılmışız?.Bu sorulara verceğimiz cevap eğer;acil işler değil önemli işler odağımız,masamızı yersiz meşgül edecek unsurların yeni projeler ve bakış açıları geliştirmemizi engelleyeceğini peşinen biliyoruz ,aslında algorizmada gözükmeyen ,bulunması söz konusu bile olmayan unsurları belirleyip ayıklamanın gerçek mesaimize matuf çabalarımız, şeklinde cevaplıyabiliyor isek,doğru ve geçerli olanın iş yapıyor görünmek olmayıp kendimizi gerçekten faydalı hissedeceğimiz üretimler ve uğraşların olduğu diyorsak,her gün bu bakış açısına hizmet edecek yaklaşımlara yönelik çalışmalarımızın ve iş geliştirme olsun,süreç iyileştirme olsun adına ne verdiğimiz değilde bu minvalde gerçekten yapabileceğimiz veya vesile olabileceğimiz adımların bizi mutlu kılacağını bilebiliyor isek ne mutlu bizlere.
Yine yeni bir fikir bir projenin ilk cevheri yani çekirdeği olabilir.Sağlayacağı gelişim ve dönüşümler ile belki sayısız faydalara dönüşebilir.Özetle işimizi sevmeli, eniyi şekilde yerine getirmeye tüm içtenliğimizle ve bilinçlice çabamızla temsil etmeye hakkını vermeye çalışmalıyız. Diğer taraftan da bu yukarıda sıraladığımız farklı bakış açısı sorularımızı da sürekli olarak bir eko sistem parçaları gibi işletmeliyiz.
Paylaşmak Sevgidir,Berekettir.
Nedim İleri
5 Ağustos 2013 Pazartesi
PAYLAŞMAK İÇİN ÖNCE SAHİP OLMALIYIZ
Paylaşmak kaynaşmak, biz İnsanlara yaraşır bir değer, İnsanın kelime anlamı ne acaba deyip araştırıp baksak göreceğiz ki; kaynaşan, paylaşan kavramı çıkacak karşılığında.
Paylaşmak mutlaka çok güzel bir kavram ve üstün bir değer. Ancak öncelikle bilmemiz gereken bir husus; paylaşmaya namzet olmak için öncelikle sahip bulunmamız. Bizde bulunmalı ve bize ait olmalı ki bir şey. Sonra biz o bir şeyi paylaşmayı düşünelim ve nihayet sahibi bulunduğumuz, üzerinde tasarruf yetkisi taşıdığımız bu bir şeyi biri veya birilerine paylaşabilelim. Yine bu konuda bilmemiz ve doğru anlamamız gereken bir diğer konu ise, paylaşmanın bölmek veya eşit oranda, birbirine denk nispette bölümlere ayırmak olmadığı. Gerçek manada paylaşmak vermek demek. Bize ait bir imkanı veya maddi, manevi değeri, kıymeti ve kaynağı ihtiyacı olan İnsanların veya canlıların yararına, onların faydasına transfer etmek, sunmak demek. Şimdi denilebilir ki, hadi maddi kaynak imkan anlaşılabilir ancak bu manevi kaynak imkan paylaşımı nasıl oluyor. İşte hep demiyor muyuz? Her şey maddeden ibaret değil diye. Zaten manevi kıymete hizmet etmeyen maddi unsurun kıymet-i harbiyesi ne olabilir. Sevgimiz mesela en güçlü manevi paylaşma değerimiz. Paylaştıkça azalmayıp aksine katma değer oluşturup daha da çoğalan tek yalnızca sevgimiz. Sevgimizle kim bilir ne çok gönüle umut ve sınırsız çoşku ve sevinç aktarabilir ve onların mutluluğuna vesile olabiliriz. Gönülden süzülen sıcacık bir gülümsemeye hangimiz muhtaç olmadığımızı düşünebiliriz.
Katıksızca, beklentisizce aralanan bir gönül kapısı kuşkusuz hepimizin en güçlü ilacı.
Paylaşmak tamamen bir duyarlılık ve İnsani değer yaklaşımı olup maddi unsurların ise olsa olsa bu uğurda bir araç olduğu hakikat. Bununla birlikte paylaşmak biz İnsanlara yaraşan ve birbirimizle kaynaşmamızı, dayanışmamızı sağlayan ve hepimize lazım çok güçlü bir değer.
Paylaşmak Sevgidir, Berekettir.
27 Temmuz 2013 Cumartesi
BİLMİYORUM DEMEK DE BİR BİLMEK
İnsanların
yaptığı ve üzerinde yoğunlaşıp üretimini gerçekleştirdikleri her bir iş bir
emek ürünüdür. Bununla birlikte her bir işin belli öğrenme ve ihtisas
gerektiren tarafları vardır. Profesyonelce bu işlerin yapılması ise meslek
edinme ve bu işten kazanç elde edip kendi geçimini temin etme anlamına da gelir
ki bu noktada işlerin önemi,titizlik gerektiren yönleri ve alanlara bölünmesi durumu ortaya çıkar.
Gerçi günümüzde yapılan her iş o
alanda alınmış bir eğirim ve öğretim neticesinde mi?.Ne yazık ki önemli
ölçüde hayır. Bazı işler için bu
bağlantının bire bir olması belki çok
aranmayabilir de.İşin bu
yanı apayrı bir konu.Ancak burada sözünü etmek istediğimiz asıl husus başka.Özetle
her İnsan her işi bilecek diye bir şey yok .Zaten herkesin her şeyi bilmesi de
gerekmez.O nedenledir ki işlerin yapısına ve mahiyetine göre yetkinlik taşıyan
kişilere bu işlerin yaptırılması için çeşitli ihtisas alanları oluşturulmuştur.Mesela
esnaflık becerileri için değişik çıraklık,kalfalık ve ustalıklar mevcuttur.Hizmet
sektörü ve gruplarına göre de branşlaşmalar söz konusudur.Yani ayakkabı imalatı
yapan bir kişinin aynı zamanda berber veya marangozluk vb.(istisnalar her
konuda olduğu gibi hariç ve de olsa olsa
yüzdelik dilime giremeyecek nispetlerde olacağından) işleri yapması
beklenemez. Çünkü bu esnaflık işlerinin
bir hakkın yapılabilmesi için ayrı yetenek ,beceri,bilgi ve özgün vasıflar
gerekir.Yine örnek olarak hekimler bir konunun ihtisasını yapmıştır ve o
dalda ehliyet sahibi olur ve teşhis edemedikleri,tedavi öngöremedikleri şikayetleri
bulunan hastalarını işin ihtisasına göre ilgili ruhsat sahibi hekimlere
yönlendirirler.Otomobilimizde bir sorunla karşılaşır ve genellikle şimdiye
kadar tamir konularında başvurduğumuz ustaya
yine önce bir uğrarız.Bu usta işine saygısı olan ve esnaf kültürüne
sahip bir kişi ise , gözlemini yapar ve bilmediği bir durum şikayet konusu ise hemen bu konu benim ustalık alanım
değil der.Çok çok gerçekten o işin ustası olduğuna inandığı ve esnaflık ahlakına tamamen güvendiği bir kişi için referans verebilir.
Gerçek o ki mesleğin inceliklerini
bilmek kadar hatta daha da önemli bir yetkinlik husus da, bilmediğimiz bir
konuda hiç tereddüt etmeyip,zaman geçirmeden ben bu
konuyu bilmiyorum demesini bilmektir. Zaten
yetkinlik sadece mesleki alandaki bilgiler ve becerilerden ibaret
olmayıp daha da ötesinde o İnsanın karakter ve kişilik etiği ile ilgilidir.
Paylaşmak Sevgidir,Berekettir.
22 Temmuz 2013 Pazartesi
FİKRİN VARSA BİR KONUDA SÖYLEMELİSİN ONU UYGUN YER VE ZAMANDA
Biz İnsanlar
birbirimize çok benzeriz.Mesela sevgi ve saygı görmekten,ismimizden övgü ile
bahsedilmesinden hemen hemen hepimiz hoşlanırız.Buna karşılık hakaret edilmekten,incitilmek veya hakir
görülmekten ise yine hepimiz nefret ederiz.Bu çerçeveden bakılınca birbirimize
benzediğimiz söylenebilir.
Diğer bir açıdan ise her bir İnsan
nevi şahsına münhasır bir değer.Çünkü hiç birimizin parmak izi bir diğerimizle
aynı değil.Yüce Yaradan çok şükür hepimizi ayrı ayrı özenerek yaratmış ve tüm
canlılar aleminde bizleri en üstün vasıflarla,akıl ve irade ile donatmış,
böylelikle kainatın en şereflisi kılmış.Şimdi şuraya gelmek istiyorum.Hepimizin
tıpkı parmak izlerimizin ayrı ve özgün olması gibi ayrı ayrı fikir veya öngörülenimizin
bulunması doğaldır.Hatta iyiyi ve güzeli bulmamız için bu farklılıklarımız bir ihtiyaç
ve dolayısı ile hepimizin bildiği üzere
zenginliktir.
Ayrıca farklı yeteneklerimiz, değişik alanlardaki bilgilerimiz ile
tecrübelerimiz bir araya gelip buluştuğunda ve aynı hamur kabında
yoğrulduğunda, hepimiz için maksimum
sinerji ve optimum genel faydaya
dönüşecektir.Bize düşen aklımızla ve irademizi
kullanarak davranışlarımızı sergilemek ve tabi ki önce İnsan olmanın Erdemiyle birbirimizi
Sevmek,Saymak bu İnsani Değerlerimizi her daim özümüzde bulundurmak..Bir diğer
husus ise;birey olarak elbette yeni
teşebbüs fikirlerimiz,önerilerimiz olacaktır.Bu önerilerimizi ve fikirlerimizi
uygun yöntemlerle kendi mecrasına ulaştırmak ve değerlendirmeye sunmak
unutmayalım ki bizim sorumluluğumuzda.Eğer bir önerimiz varsa bunu uygun yerde
ve zamanda ilgili mekanizmaya iletmeliyiz..Çoğumuz
biliriz ki bizim fikirlerimize başvurulmak üzere toplantılar,seminerler
düzenlenir ve hepimize mikrofon sunulur ve ne gariptir ki bu sırada tam yeri gelmişken hiçbir husus
belirtilmeye gerek görülmez iken toplantı veya seminer sonlanır.Daha salonun
eşiğinde başlarız feveranlığa.Oysa benim bu konuda acizane fikrim ;tam burada
bu uygun mecrada, bize fikrimiz sorulmuşken
ve bu imkanı elde etmiş iken hemen görüşlerimizi,önerimizi saf iane bir
şekilde ifade etmeliyiz ki değerlendirmeye alınabilsin ve kendi mecrasında bir
gelişime doğru gidebilsin.
Paylaşmak Sevgidir,Berekettir.
15 Temmuz 2013 Pazartesi
HEP ÇALIŞMAK ÇOK ÇALIŞMAK DEMEK DEĞİLDİR.
Birçoğumuzun
bildiği bir hikaye vardır.Hikaye bir orman köyünde geçmiş.Üç arkadaş her sabah
aynı saatte orman işletmesine gider ve odun yapmak üzere ayrılmış
tomruklardan satışa hazırlanmak üzere
kışlık odun yapmaya koyulurlarmış.
Üç arkadaştan biri zaman zaman
ortadan kaybolurmuş.Diğer iki oduncu ise bu durumu fark etmelerine rağmen pek
kayda değer bulmazlarmış.Hem herkes yaptığı odun miktarına göre ücret alacak o
halde kendisi bilir diye düşünürlermiş.Bir süre sonra bu iki arkadaş diğer
oduncu arkadaşlarının yaptığı odun istiflerinin nerdeyse her ikisinin yaptığı
odunlara denk gelecek kadar büyüdüğünü fark edince derin bir hayrete
düşerler.Hatta ara ara yok olup ortada görünmeyen de bu arkadaş. O halde ne
yaptı ?.nasıl oldu da bu kadar odun yapabildi diye düşünmekten
kendilerini alamazlar..Gün ışıdığında beraber geliyoruz,akşam karanlık
çokünce yine beraber evlerimizin yolunu
üçümüz birlikte tutuyor ve ayrılıyoruz.Diğer zaman aralığı ise zaten
zifiri karanlık buraya o ara gelinse de
çalışabilmeye imkan yok diye fikir yürütmekten
bu defa çalışamaz olurlar.Nihayet ikisi de diğer arkadaşlarına içlerini
kemiren bu konuyu açıp bu durumun nasıl olduğunu sormaya karar verirler.Arkadaş
ne yaptın nasıl başardın da bu kadar bizim ikimize yakın iş çıkardın?. Bu işin
sırrı nedir ? doğrusu çok merak ettik derler.Arkadaşları da önce onları
içtenlikle dinler ve hele bir oturun bir
soluklanın der.Sonra açıklamaya başlar.Aslında pek de fazla bir şey yaptım
sayılmaz.Sadece sizden farklı olarak ara sıra mola verip BALTAYI BİLEDİM,bu
suretle de daha sonraki aralıkta daha çok odun yapabildim der. Ve bildik hikaye
böylece bir kez daha hatırlanır.
İş ve çalışma ortamlarında bu
hikayenin hatırlanmasına ve de buna uygun hareket edilmesine zaman zaman
ihtiyaç duyulduğu aşikar.Sürekli iş yapmak elbette çok üretmek ve dolayısıyla
da çok çalışmak anlamına gelmiyor maalesef.Bu noktada önemli olan işin
belirlenen zaman dilimine bağlı kalınarak en iyi şekilde ikamesi. Hem İnsanın
işi hayatındaki rollerinden sadece bir tanesi.İnsanın diğer rollerine de
gerektiği ölçülerde zaman ayırması ve diğer (anne,baba,eş,akraba,komşu
vb.)rollerinin de gereklerine uygun davranması işindeki verimliliğinde de en
önemli katalizör destek unsuru.O halde yapmamız lazım gelen mi?.Oduncu amcanın
sözüne kulak vermek ve arada sırada MOLA VERİP
BALTAYI BİLEMEK.
Paylaşmak Sevgidir,Berekettir.
9 Temmuz 2013 Salı
İLERİ GİTMEK İSTİYORSAK ÖNCE İLERİ BAKMAMIZ GEREKMEZ Mİ?
Yıl 2013 devir teknoloji ve bilgi
devri. Halen sene 1900 100 mantığı ile hareket etmek mümkün mü? .Ya da bu bakış
açısı ile bugün ne hedef konulabilir, bunun ne kadarı gerçekleştirilebilir ve
nereye kadar gidilebilir.
Otomobil
kullanırken zaman zaman dikiz aynasına bir göz atmak gereklidir. Hatta çok da
faydalıdır. Bulunduğumuz akıştaki yol tutuşumuz, güvenli seyretmemiz bakımından
elzemdir. İyi güzelde; bir yere gitmek istiyoruz ve bir yol üzerindeyiz, bu
istikamette yol alabilmemiz için hep dikiz aynasına bakarsak yol alıp
ilerleyebilir miyiz? Şüphesiz ki Hayır.
O
halde öncelikle statükonun esaretinden sıyrılıp yeniliklere karşı ayak diremeyi
bırakmalıyız.Daha önce böyle yapılmıştı yine aynı yolu ve eski düzenlemeleri
takip etmek daha güvenli gibisinden kronik yaklaşımlardan sıyrılmayı
başarabilmeliyiz.Değişime zamanında ayak uyduramaz isek sonraki pişmanlığımız
faydasız olacaktır ve yanlış trene binen İnsanın ters istikamete geri geri
koşması gibi nafile bir çaba olarak kalacaktır.Bu bakımdan her türlü yeni
yaklaşımlara en azından sıcak bakmalıyız.Kalıplaşmış kolaycılıkları terk edip
gerektiğinde risk almayı da denemeliyiz.Bu
suretle hem kendimiz açısından yeni ufuklara yelken açabilir, hem de bir
temsil üstlenmiş isek temsil ettiğimiz platformun kendini yenilemesine,
dönüşümüne ve gelişimine aracılık ederek gerçek misyonumuzu
gerçekleştirebiliriz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


